Kadın ve esirgenmiş alanlar: Kadehlerdeki dudak izleri!

Bir kadının değil eğlenmek, sadece yemek yemek için lokantaya gidebilmesinin Cumhuriyet’le birlikte mümkün olduğunu biliyor muydunuz?

Ya çok yakın zamana kadar geçerli olan bir “zaptiye” kanununa göre, içkili yerde bulunan bir kadının müşteri de olsa “vesika” göstermesinin gerekli olduğunu?

Her türlü iktidar, şaşırtmayarak kadının hayata katılmasını erkek üzerinden mümkün olabilen sınırlarda tutmaya çalışmış. Kanun koymuş, mahalle baskısı yaratmış. Kadın ayrımcılığını herkesin gönüllü katıldığı bir “bizden olma hali” olarak kodlamış. Ve içselleştirmemizi sağlamış. Kadınlar da kendilerinden esirgenmiş olana ulaşmak için mücadele etmiş tabii.

Gazeteci yazar Şengün Kılıç Hristidis arşiv belgelerinden canlı tanıklara kadar uzanan kapsayıcı bir araştırmayla kazı çalışması yapıyor. Kadın - rakı/içki ilişkisinin Osmanlı’dan Cumhuriyet ve günümüze kadar gelen izlerini sürüyor. 

Kadınların boza içmenin “neşe verici” özelliğini keşfetmelerinden başlıyor. Şerbetli “panç” konusuna, Men-i Müskirat Kanunu’na, Cumhuriyet Baloları’na dek birçok alana giriyor. Meyhaneye gidemeyen kadından meyhane işletmecisi kadına, alan açmış hem de söz sahibi olarak alan açmış kadına geliyor. “Rakı içen kadın” güzellemelerine prim vermeden...

Kadehlerdeki Dudak İzleri, çok yazarlı bir kitap. Rakıyı sek içmenin erdemlerinden bahseden Çağla Öztek de, klişelerle alay eden Banu Tuna da, rakıyı “adam gibi” değil kadın gibi içtiklerini söyleyen Filiz Çay ve Saadet Kıcır da, sadece rakı değil futbol muhabbetini de masaya getiren Esin Gedik de dudak izlerini bırakıyorlar kadehlere. Yazısıyla, röportajıyla çok kişinin katkısı var kitaba; haliyle çoğu da kadın.