Önder Güzelarslan


Kültürel Zenginliklerin Şehri Eskişehir

Antik ve Orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan Eskişehir çok eski bir yerleşme merkezidir.


Antik ve Orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan Eskişehir çok eski bir yerleşme merkezidir. Tarihinin çok eski olmasından dolayı da şehre Eskişehir ismi verilmiştir.  Hemen hemen bütün ilçeleriyle birlikte şehir merkezini de birkaç gez gezip dolaştığım Eskişehir’de  yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu çıkan eserlerden anlaşıldığı üzere, şehirde ve yöresinde yaşamın izleri Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Şehrin Orta Sakarya Bölgesi’ndeki kalay yatakları ve  Mihalgazi tarafındaki gümüş madeni yatakları M. Ö. 4000’lü yıllardan bu yana bu bölgeyi cazip hale getirmiştir. Eskişehir’in ilk yerleşim merkezinin, M.Ö. 3500 yıllarında bugünkü şehir merkezine 3 km uzaklıkta bulunan, Porsuk Vadisi’nin kuzeyinde yer alan halk arasında “Şarhöyük” adı ile anılan mevkiinde olduğu zannedilmektedir.   

Anadolu topraklarında M. Ö. 2000 yılında hüküm süren Hititlerin, bu tarihlerde Eskişehir ve çevresine hakim olduklarını görmekteyiz. Bu dönemde, Hititler Eskişehir merkezli büyük bir devlet kurmuşlardır. Eskişehir'in Hititler döneminde önemi ve yeri büyük olmuş bu nedenle de burada Eti‘lik yani Beylik kurulduğu görülmektedir. Hititlerden sonra  M. Ö. 1200 yılından sonra Anadolu’ya gelen Frigler bu toprakları ele geçirerek, burada hüküm sürmüşlerdir. Bugün hala Avrupalıların ata vatanları olarak kabul ettikleri Frigler’in yaşadığı toprakları bünyesinde barındıran Eskişehir’de Frigliler’e ait birçok eser ve yapıt bulunmaktadır. Özellikle Han ilçesi sınırlarında bulunan Yazılıkaya Anıtı ve kral mezarları bunların başında  gelmektedir. Eskişehir, Frigliler döneminde Dorylaion adı ile kurulan önemli bir şehir konumunda olmuştur.  Frigler’den sonra şehir, Ege Bölgesi’nde Salihli Sardes çevresinde hüküm süren  Lidyalılar’ın hakimiyetine girmiştir. M. Ö. 546 yılında da Eskişehir ve çevresi Persler’in hakimiyetine girmiştir. M. Ö. 4. yüzyılda, 334 yılında Makedon kralı Büyük İskender'in eline geçen Eskişehir, Büyük İskender'in ölüm tarihi olan MÖ 323 yılına kadar da Makedonya İmparatorluğu altında kalmıştır. Bu dönemde Eskişehir ve çevresinde Helenizm dönemi yaşanmış ve Grekler Anadolu’ya bu devirde akın akın gelip yerleştikleri tarihi kaynaklarda ifade edilmektedir.

Bölge, M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiştir. Roma İmparatorluğu’nun M. S. 395 yılında Doğu Roma ve Batı Roma diye ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma İmparatorluğu’nun yani Bizans’ın sınırları içinde kalan Eskişehir, Türklerin 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya gelişlerine kadar Bizanslılar’ın hakimiyetinde kalmıştır. Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında doğudan gelen bir çok Türk boyları, Bizanslılar’ın zayıflığından da istifade ederek Doğu Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlar ve Malazgirt Zaferi’nden sonra M. S. 1074 yılında da Eskişehir ve çevresini Türkler hakimiyetleri altına almışlardır.  
Eskişehir, Anadolu Selçuklular ile Haçlılar arasında yapılan birçok kanlı savaşlara sahne olmuştur. Anadolu Selçukluları’nın kuruluşundan yıkılışına kadar bir Selçuklu şehri olarak kaldığı halde, bu savaşlar nedeniyle çok fazla Selçuklu eseri yapılamamış, yapılan eserlerinde o devirde uzun süre uç beyliğin merkezi olan Sivrihisar’da yapıldığı görülmektedir. Sivrihisar Ulu Camii bu eserlerin başında gelmektedir. Ahşap işçiliğin bir örneği olan bu cami 1274 yılında yapılmıştır. 1289 yılında Anadolu Selçukluları Eskişehir'i Osmanlı Devleti kurucusu Osman Gazi'ye vermiştir. Orhan Gazi döneminde Karamanlıların eline geçen Eskişehir'i, 1. Murad yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır. Cumhuriyet ilan edildikten sonra da Eskişehir 1925 yılında il olmuştur.

Bir göçmen şehri olan Eskişehir’de bugün hakim olan sosyo-kültürel yapı Tatar’lardır. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana işlek ve önemli bir yol kavşağı durumunda olan Eskişehir’in bu konumunun yanı sıra verimli bir ovaya, olumlu bir iklim yapısına, bol miktarda soğuk ve sıcak su kaynaklarına sahip olması bölgedeki yerleşimi etkilemiştir. Eskişehir’de eski yerliler diye tabir ettiğimiz Manavlar, Yörükler, Türkmenler, Tatarlar, Çerkezler, Abazalar ile Romanlar ve Bulgaristan’dan gelen muhacirler yaşamaktadır. Şehre en büyük göç dalgası 1859 yılında Şeyh Şamil’in Ruslar’a esir düşmesiyle Kafkasya’daki Çerkez nüfusu ile olmuştur. Yine 1900’lü yılların başında Tatarlar bölgeye göç olarak gelmeye başlamışlardır. Eskişehir bugün ülkemizin en zengin kültürel yapısına sahip illerimizden birisidir. 

Eskişehir kültürel dokusuyla birlikte çok zengin turizm alanlarına sahiptir. Gezip görülecek yerleri oldukça fazladır. Birkaç günlük Eskişehir gezisi bu anlamda yeterli olmayabilir. Şehrin en önemli gezilecek noktalarından birisi tarihi dokularıyla şehir merkezinde bulunan Odunpazarı ilçesi sınırlarında konumlanmış olan Odunpazarı tarihi Osmanlı Evleri gelmektedir. Porsuk Çayı boyunca yer alan mesire yerleri boyunca gezinti ve Porsuk Çayı’nda Venedik tipi gondol ve Amsterdam tipi tekne seferleri ziyaretçilerine güzel anlar sunan bir etkinliktir. Şehirde görülecek birçok mesire alanı bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: Fidanlık orman içi dinlenme yeri, bademlik, Musaözü Barajı, şelale (kalabak) orman içi dinlenme yeri, Karataş orman içi dinlenme yeri, Çatacık orman içi dinlenme yeri, hasırca, Kalabak başı ve Şoförler Çeşmesi. Yine Odunpazarı ilçesinde bulunan Osmanlı dönemine ait bir eser olan Kurşunlu Külliyesi görülmesi gereken yerlerden birisidir. Külliyenin güneydoğusunda da Eskişehir Mevlevihanesi bulunmaktadır. Bunlarla birlikte şehirde çeşitli müzelerde yer almaktadır. Bu müzelerden birisi, şehirde bulunan antik eserlerin yer aldığı Eskişehir Arkeoloji Müzesi'dir. Ayrıca Bilim Sanat ve Kültür Parkı, Kent Park, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Pessinus Müzesi, Seyitgazi Müzesi, Yunus Emre Müzesi, Eskişehir Atatürk ve Kültür Müzesi, Tayyare Müzesi/Hava Müzesi, Osmanlı Evi Müzesi, Karikatür müzesi ve İnönü Savaşları Karargah Müzesi bulunmaktadır.

Şehirde gezilecek en güzel ve en anlamlı yerlerden birisi Frig Vadisi’dir.  Antik Frigya'nın kalbi olan Midas Anıtı ya da diğer adıyla Yazılıkaya, Eskişehir il merkezine 80 km uzaklıkta olup, Han ilçesi sınırları içerisindedir. Bölgede kapadokya bölgesindeki peribacalarını andıran bir çok anıt ve doğal coğrafik yontuya rastlamak mümkündür. Birçok kez ziyaret ettiğim bu yerler her gördüğümde beni çok etkilemiştir. Avrupalıların ata vatanı olarak kabul ettikleri Frig Vadisi adeta açık hava müzesini andırmaktadır. Mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. Frig Vadisi dışında Çifteler İlçesi Sakarya Nehri’nin çıkış noktası olan Sakaryabaşı, Sazova Parkı, Kurşunlu Camii ve külliyesi, Seyitgazi ilçesinde medfun bulunan Seyid Battal Gazi, Sivrihisar Ulu Camii ve Sivrihisar Nasreddin Hoca’nın doğduğu yer, Gürleyik Çağlayanı görülmesi gereken yerler arasındadır. Eskişehir, ayrıca ülkemizin birçok yöresinde bol miktar da bulunan termal su kaynaklarına da sahiptir. Şehir bulunduğu yerleşim yeri itibariyle sıcak su kaynaklarının tam üzerinde bulunmaktadır. Şehir merkezinde, "Sıcak Sular" olarak isimlendiren bölgede, doğal termal kaynaklar bulunmakta ve buralarda çok sayıda hamam hizmet vermektedir. Sıcak sular Porsuk Çayı'nın güney kısmında geniş bir alan içinde bulunmaktadır. Bu bölgede çarşı içerisindeki tulumbalardan sıcak su akmakta olup, su bir dönem yakın bölgelerdeki evlere de verilmiştir. Yine il sınırları içerisinde Sakarı Ilıcaları, Hasırca, Kızılinler, Uyuzhamam-Alpu, Alpanos-Seyitgazi, Çardak (Hamamkarahisar) - Günyüzü, Yarıkçı-Mihalıççık bilinen diğer termal kaynaklardır. 

Dolu dolu yapılacak Eskişehir gezisi sonrasında burada tadabileceğiniz birbirinden lezzetli yöresel yemekler mevcuttur. Sütlü Ovmaç Çorbası, Haşhaşlı Dolama, Haşhaşlı Bükme, Toyga Çorbası, Göceli Tarhana, Islat Tarhana, Düğü Köftesi Çorbası, Kelem Dolması, Harşıl, Katlama Böreği, Mercimekli Mantı, Kuzu Sorpa, Üyken Börek, Kaşık Börek, Çiğbörek, Göbete (Tatar Böreği), Yufkalı Büryan, Sarıburma, Cantık, Kavurma Börek, Kıygaşa (Kırım-Tatar mutfağı), Balaban Köfte, Leblebi kurabiyesi, Met helvası ve Nuga helvası ilin kendine özgü damak tatları arasındadır. Eskişehir mutfağının olmazsa olmazlarından biri de kesinlikle haşhaştır. Eskişehirliler haşhaşı tatlıdan tuzluya bir çok hamur işinde kullanmaktadırlar. Haşhaşlı cevizli ekmek, haşhaşlı dolama ve haşhaşlı lokum bu lezzetlerden sadece birkaçıdır.

Eskişehir gezisi sonrasında şehirden dönmeden alabileceğiniz hediyelik eşyalar arasında en öne çıkanı Lületaşından yapılmış ürünler (pipo, sigara ağızlığı, tespih, biblo, kitap ayracı vb.) gelmektedir. Zira Lületaşı'nın Türkiye’de işlenebilir olanı sadece Eskişehir’de bulunmaktadır. Bunun dışında cam süs eşyaları, Met Helva, Nuga Helva, Sorkun Çömleği, tezhip ve diğer el sanatları ürünleri, Leblebi Kurabiyesi ve  Cevizli Haşhaşlı ekmek gelmektedir.

Youtube : Önder Güzelarslan
Instagram : @onderguzelarslan
www.onderguzelarslan.com