Önder Güzelarslan


SELÇUKLU’NUN BAŞKENTİ SEVGİ DİYARI KONYA

Gez dünyayı gör Konya’yı diye ifade edilen bir tabir var.


Gez dünyayı gör Konya’yı diye ifade edilen bir tabir var. Konya’yı görmek büyük bir kültür mirasına ortak olmak demektir. Zira şehir tarih öncesi çağlardan bugüne kadar birçok tarihi değeri bünyesinde barındırmaktadır. Tarih, kültür, tabiat güzelliğiyle Anadolu coğrafyasının tam ortasında yer alan Konya aslında bakıldığında köklü bir tarihe sahiptir.  Ülkemizin her noktasına yaptığım geziler içinde en çok uğrak yerim Konya olmuştur. 1980’li yıllardan bu yana ziyaret ettiğim bu şehir gerçekten görülmeye değer. 
Hemen hemen çoğu ilçelerini ziyaret ettiğim Konya’nın bir ucunda Torosların eteği, bir ucunda başkentimiz Ankara diğer bir ucunda Friglerin diyarı Afyon ve Eskişehir yer almaktadır.   

12. yüzyılda Endülüs’ten yola çıkan İbn-i Arabi ile 13. yüzyılda Belh’ten hareket eden Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Konya’da buluşmaları, bu şehrin kimliğine yepyeni bir çehre kazandırmıştır. Şehrin adı olan Konya ismini geç Bizans döneminde, Türklerin Iconium'dan Türkçeleştirmesi sonucu almıştır. Konya bulunduğu coğrafi konum gereği birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu yönüyle de tarihte bir kültür merkezi olarak anılmıştır. 

Yapılan araştırmalara ve tarihi kaynaklara göre Konya ilinin Çumra ilçesine yakın Çatalhöyük yerleşim birimlerindeki bulgular bu bölge de M.Ö. 9000 yıllarında yani Neolitik Çağda yaşam izlerine rastlanılmıştır. Şehirde Neolitik Çağ olarak bilinen Cilalı Taş Devri ve eski Bronz Çağ dönemlerine ait kalıntılar bulunmuştur. Daha sonraki dönemler olan Kalkolitik ve Tunç Çağ dönemlerinde de şehir insan yaşamı açısından önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. M.Ö. 1300’lü yıllarda bölgede Hititler hüküm sürmüş, Hititlerden sonra da Frigler ve Kimmerler’in egemenliği söz konusu olmuştur. M.Ö. 8. yüzyılda Konya bölgesinde Lidyalıları görüyoruz. Lidyalılar’ın ardından sırasıyla Persler ve Büyük İskender’in Makedonyalıları bölgeye hakim olmuştur. Büyük İskender’in ölümüyle artık bu bölgede Anadolu’nun diğer bölgelerinde olduğu gibi Romalıların hakimiyeti başlamıştır. Roma’nın M.S. 395 yılında ikiye bölünmesiyle Konya ve yöresi Doğu Roma yani Bizans’ın hakimiyetine girmiştir. Bölgede  M.S. 7. yüzyılda  Sasaniler  ile Araplar arasında kısa süreli hakimiyetler olsa da Bizans’ın egemenliği Türklerin Anadolu’ya gelişine kadar devam etmiştir. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türkler Anadolu içlerine gelmeye başlamış ve Sultan Alparslan’ın komutasındaki Kutalmışoğlu Süleyman Şah Konya ve yöresini fethederek bu bölgeyi bir Türk yurdu haline getirmiştir. 1074 yılında kurulan Anadolu Selçuklu Devleti ilk önce İznik’i başkent ilan etmiş ancak burayı 1. Haçlı Seferinde kaybedince Konya’yı başkent olarak kabul etmişlerdir. O günden bugüne Selçuklu’nun başkenti olarak anılan Konya’da Selçuklulara dair yüzlerce eser vardır. 

Konya,  Anadolu Selçuklu Devleti’’nin başkenti olduktan sonra ve Hz. Mevlana’nın bu şehre gelmesiyle şehir bir ilim, kültür ve sanat şehri olarak altın çağını yaşamıştır. O devirde birçok ünlü bilginler, mutasavvıflar, musikişinaslar, sanat üstatları bu şehirde toplanmıştır. Bahaeddin Veled, Mevlana Celaleddin Rumi, Kadı Burhaneddin,  Sadrettin Konevi, Sahabeddin Sühreverdi, Muhyiddin Arabi, Şems-i Tebrizi ve Nasreddin Hoca bunlardan bazılarıdır.

Anadolu’nun Moğol işgaline uğramasından Konya’da nasibini almıştır. Moğol işgali  sonrasında Anadolu Selçuklular’ına bağlı beylerin  birçoğu kendi beyliklerini kurmuşlardır. Bu beyliklerden birisi de Karamanoğulları’dır. Karamanoğulları Beyliği 1277 yılında Konya'yı hakimiyeti  almış ve 1369’da Yıldırım Beyazıd’ın Konya’yı Osmanlı topraklarına dahil etmesine kadar hakimiyetleri sürmüştür. Ancak Osmanlılar ile Karamanoğulları arasında el değiştiren Konya tam anlamıyla, 1435'ten sonra Sultan II. Murad Han ve Fatih Sultan Mehmet Han'ın döneminde Osmanlı toprağı olmuştur.  

Tarihi İpek Yolu’nun ticaret ve konaklama merkezi olarak adeta bir müze şehir kimliğine sahip olan Konya, Türk tarihinin en eski ve en kıymetli eserlerini sinesinde barındırmakla birlikte ayrıca  bir gönül diyarıdır.       

Konya’ya yapacağınız ziyarette gezip dolaşabileceğiniz yüzlerce tarihi, turistik ve tabii eserler mevcuttur. Bunların en başında elbette Hz. Mevlana’nın kabri ve Mevlana müzesi gelmektedir. Bunun dışında şehrin tam ortasında yer alan Selçuklu Payitahtı Alaeddin Tepesi, Alaeddin Camii, Selimiye Camii, İplikçi Camii, Şerafettin Camii,  İnce Minare Medresesi, Karatay Medresesi, Sırçalı Medresesi, Kervansaraylar, Saraylar, Beyşehir Eşrefoğlu Ulu Camii,  Hz. Şems ve Nasreddin Hoca’nın türbeleri, Kilistra Antik Kenti, Tuz Gölü ziyaret edilebilecek yerler arasındadır. Yine antik çağ dönemine ait bir yerleşim yeri olan Çatalhüyük görülmesi gereken yerlerden birisidir. Neolitik çağa ait kalıntıların bulunduğu bu hüyük, ilk çağ Anadolu tarihinin aydınlatılması bakımından da büyük önem taşımaktadır. 

Konya merkez de Altınapa Barajından gelen Meram Deresi etrafındaki çamlıklar, çay bahçeleri, piknik alanları ve dinlenme tesislerinden oluşan bir mesire yeri olan Meram bölgesi, Konya'nın güneybatısında 20 km. uzaklıkta yer alan; bir tatlı su kaynağının da bulunduğu Çayırbağ piknik alanları, Çayırbağı ile aynı güzergahta bulunan kayalıklar ve mağaralarla suyun buluştuğu bir piknik alanı olan Hatıp bölgesi, şehir merkezine 8 km uzaklıkta bulunan Sille baraj gölünün yanında bulunan mesire yeri ve burada bulunan Damlakayası, Tarihi Sille bölgesi, Kızılören bölgesi, Beyşehir Gölü ve çevresi, Hadim Yerköprü Şelalesi, Seydişehir Tınaztepe Mağarası, M.Ö. adı Leontopolis yani Arslanlar Kenti olan yeşilliği ve tabiatıyla göz kamaştıran Bozkır ilçesi, Beyaz Kirazı ve elma bahçeleriyle ünlü Ereğli ilçesi ve İvriz bölgesi görülmeye değer yerleşim yerleridir.  Özellikle gençlik yıllarımın yaz aylarını geçirdiğim Ereğli ilçesinin benim nezdim de apayrı bir yeri vardır. Ereğli sakinlerinden Al ailesi ile birlikte bağ ve bahçelerden çok fazla elma topladım. En güzel hatıram ise dalından yediğim beyaz kirazlar. İvriz yolu üzerindeki kiraz bahçeleri şehrin ayrı bir güzelliğiydi. Ayrıca Akşehir ilçesi de kiraz noktasında önemli ilçelerden biridir. Nasreddin Hoca’nın yaşadığı ve bütün dünyaya mizahsen bir yaklaşımla kendini tanıtan sözlerinin ardından büyük manalar olan Nasreddin Hoca’nın kabri de Akşehir’de yer almaktadır.     

Dolu dolu yaşayacağınız bir Konya gezisi sonrasında yöreye özgü tatlardan yemeden bölgeden ayrılmayın. Zengin tarihi ve kültürü yanı sıra zengin bir mutfağı da bulunan Konya’da ilk akla gelen lezzet etli ekmektir. Bunun yanı sıra Konya’da yiyebileceğiniz özgün yemekler arasında, bamya çorbası, arabaşı çorbası, etli topalak çorbası, tirit kebabı, fırın kebabı, çebiç, papara, saç böreği, sacarası ve yöreye özgü höşmerim tatlısı bulunmaktadır.

Güzel bir Konya gezisi sonrasında sevdiklerinize Konya’ya özgü lezzetlerden, Mevlana Şekeri’nden, dokuma halı ve kilimlerden hediyelik olarak almayı da unutmayınız. Lezzeti muhteşem ötesi olan ve özellikle de ev hanımları tarafından yapılarak satışa sunulan Ereğli ilçesine özgü beyaz kiraz reçelini şiddetle tavsiye ederim.