Önder Güzelarslan


TARİHİ MİRAS KENTİ SİVAS

Ülkemizin her bir köşesi gizli hazine gibi desek yanlış ifade etmiş olmayız.


Ülkemizin her bir köşesi gizli hazine gibi desek yanlış ifade etmiş olmayız. Bu hazinelerden birisi de İç Anadolu Bölgesi’nin doğusunda, Mezapotamya’dan gelen kervanların geçtiği tarihi İpek Yolu güzergahında yer alan, tarihte çok önemli bir rolü bulunan ilimiz Sivas’tır. Tarihte Kral Yolu denilen güzergahta bulunan Sivas Cumhuriyet tarihimiz açısından da önemi çok büyüktür. Milli Kurtuluş Savaşı’nın meşalesinin yakıldığı yerlerden birisidir. Bağrında hem antik döneme ait hem de beylikler ve Selçuklu dönemine ait birçok tarihi eser barındırmaktadır. Sivas’ta bulunan en önemli tarihi eser hiç şüphesiz gördüğümde beni büyüleyen Türkiye’nin El Hamrası denilebilecek ve Mengücekliler tarafından yaptırılan  Divriği Ulu Cami ve bitişiğindeki Şifahanedir.

Geniş bir arazisi olan Sivas ilimiz Anadolu’nun yıldızı gibidir. Birçok ile sınırı olan Sivas, kültürel zenginliği de bolca olan bir ilimizdir. Bölgede yapılan arkeolojik kazılardan anlaşılacağı üzere eski bir yerleşim yeridir. Bu ilimizi birkaç kez ziyaret ettiğimde her gidişimde bir başka ilçesini, bir başka güzelliğini görmek nasip oldu. Bir taraftan tarih ve kültür dolu bir diğer taraftan tabii güzellikleri soğuk ve sıcak termal kaynaklarıyla görülmeye ve doyasıya gezilmesi gereken bir yöremiz. İnsanı da kendisi de mert ve hoş. Sivaslıların misafirperverliği de bir başka güzel. Bağırlarını bize açarak, bizleri misafir ettiler. Yöreye ait güzellikleri tatmamıza imkan sundular. Burada hatırlamadan geçemeyeceğim bir ismi zikretmek istiyorum. Bu isim, bölgeye her gidişimde bizi ağırlayan mihmandarlık yapan Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden okul arkadaşım ve kıymetli bir dost olan Siret Karasoy. Bu yazı vesilesiyle şahsıma gösterdiği ilgiden dolayı kendisine kalbi şükranlarımı da iletiyorum.     

Sivas’ta ilk yaşam izleri tarih öncesi Neolitik Çağa kadar uzanmaktadır. M.Ö. 2600-2000 yılları arasına kadar süren ilk insan yaşamı sonrasında bölgede Etiler hüküm sürmüştür. M.Ö. 700’lü yıllarda Asurlular sonrasında da İran’dan gelen Medler bu bölgeye hakim olmuşlardır. M.Ö. 550 yıllarında Persler Medlere karşı üstünlük kurarak bu bölgeyi hakimiyetleri altına almışlardır. Ta ki bu bölgeye Büyük İskender gelinceye kadar. M.Ö. 332 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender Anadolu içlerine kadar gelerek Persleri bu bölgede mağlup ederek bölgenin hakimi olmuştur. M.S. 17 yılında Romalılar sahneye çıkmış ve Anadolu’yu egemenliği altlarına alınca artık Sivas ve çevresi Romalıların eline geçmiştir. Roma ikiye bölünmesiyle Bizans topraklarında kalan Sivas, ilk defa 1071’de Türklerin Anadolu’ya ayak basmalarıyla Türk beyliklerinin ve Selçukluların eline geçmiştir. Özellikle Divriği bölgesi Malazgirt Savaşı sonrası bölgeye gelen Mengücekliler’in hakimiyeti altına girmiştir. Bugün hala eşi ve benzeri yapılamayan o tarihi Divriği Ulu Cami o dönemden bize kalan büyük bir mirastır. Ancak yeterince koruyup ve değerini bilemediğimizi düşündüğüm bir eser. Bugüne kadar gezip görmediyseniz bütün işinizi gücünüzü bırakıp dünya gözüyle bu eseri görmenizi arzu ederim. Yazımın bu noktasında bu eserden bizi haberdar eden ve görmemize vesile olan Zühtü Tarhan hocamızı hatırlamazsak olmaz. Sivas’ta bir kitap fuarı vesilesiyle Şaban Gül kardeşimle 15 gün kalmış idik. Bu dönemde tanıştığımız Zühtü hocam bize uzun uzun Divriği Ulu camiini anlattı buraya kadar geldiniz bu eseri görmeden gitmeniz büyük kayıp olur dedi. Fuar bitiminde yönümüze bu istikamete çevirdik. Kangal üzerinden Divriği’ye ulaştık. Burada bizi hem hediyelik eşya satan hem de gönüllü rehberlik yapan Mustafa Yıldırım hocamız karşıladı. Kendisinin rehberliğinde Camiyi, şifahaneyi ve Divriği’de bulunan birbirinden güzel ve özel konakları gezdik. Gerçekten tek kelime ile hepsi mükemmeldi. Anadolu seyahati düzenlemek isteyenler destinasyonlarına mutlaka Divriği’de alsınlar. Ayrıca Türkiye’nin ilk uçağını yapan Nuri Demirbağ’ın da Divriğili olduğunu öğrendik. Yaşadığı konak bugün müze haline getirilmiş. Müzeyi gezince adeta hüzün çöküyor, buruk bir sevinç yaşıyorsunuz. Kendisini bu satırlar vesilesiyle rahmet ve minnetle anıyorum.

Sivas, Malazgirt Savaşı sonrasında bir süre Türk egemenliğinde kalmış ancak 1243 yılında Selçukluların Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilmesiyle bölge önce Moğol hakimiyetine daha sonra da İlhanlı Devleti hakimiyetine girmiştir.  İlhanlı hakimiyetine son veren Kadı Burhaneddin bir süre bölgede hakimiyet kurmuş ancak daha sonra Osmanlı hakimiyetine katılmıştır. 

Sivas Türkiye’de Konya’dan sonra en çok Selçuklu eserlerinin bulunduğu şehrimizdir. Şehrin her noktasında Selçuklu izine rastlayabilirsiniz. Sivas’ta görülmesi gereken tarihi yerler arasında, 1271 yılında İlhanlılar Veziri Şemseddin Cüveyni tarafından yaptırılmış olan Çifte Minareli Medrese ilk sırada gelir. Medresenin doğu girişi ve iki minareli süs tuğla ve kiremit duvarının muazzam taş cephesi dikkat çekicidir. Bir diğer eser 1218 yılında Selçuklu Sultanı 1. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılan, bir zamanlar Anadolu’nun en önemli tıp okulu ve hastanesi konumunda olan Şifaiye Medresesi’dir. Yine Selçuklu Sultanı 1. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından, 1271 yılında yaptırılan Gök Medrese önemli eserlerden bir diğeridir. Buruciye Medresesi, Sivas Kongre Binası, Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Divriği Ulu Cami ve Divriği Konakları belli başlı görülmesi gereken tarihi eserlerdir. 

Tarihi eserler dışında Sivas’ın önemli turistik noktası Yıldız Dağı kayak merkezi gelmektedir. Bunun dışında görülmeye değer yerler arasında, Doğanşar  Tekeli Dağı ile Dipsiz Gölü, Koyulhisar Eğriçimen Yaylası, Gemerek Sızır Şelalesi, Hafik’te bulunan Hafik Gölü ve Lota Gölü, Zara Tödürge Gölü, doğal güzellikleri ve alabalıklarıyla ünlü olan dipten gelen kaynaklarla beslenen, turkuaz ve mavi yeşil renklerinin her tonunu bünyesinde barındıran Gürün Gökpınar Gölü de görülmesi gereken dünyaca ünlü bir doğa harikasıdır. Yine  soğuk ve sıcak çermik, termal suları, Kangal Balıklı Göl bir diğer görülmesi gereken yerlerdir. 

Kısaca birçok turizme kapı aralayan ve görülmeye değer yerleri bünyesinde barındıran Sivas Anadolu’muzun önemli geçiş noktaları güzergahında yer alan bir ilimizdir. Sivas’a gidilip de Sivas-Malatya yolu üzerindeki 1750 metre rakımlı Yağdonduran Geçidini görmemek ve orada bulunan buz gibi soğuk sudan içmemek olmaz.
Sivas’a geldiğinizde Sivas’ın manevi mihmandarı, Anadolu güneşi olan Şemsi Sivasi’yi de ziyaret etmeden şehirden ayrılmayınız. 

Sivas yemek kültürü olarak da oldukça zengindir. Şehir merkezinde Şemsi Sivasi’nin türbesinin hemen karşısındaki lokantalarda meşhur işkembe, kelle paça içebileceğiniz gibi buraya has kelle de yiyebilirsiniz. Bunun dışında yöreye has lezzetleri de şöyle ifade edebiliriz:

Madımak, Sivas Köftesi, Divriği Pilavı, Sivas Ketesi ve Katmeri, Sübüra, Hingel, Peskütan Çorbası, Pezik ve dal turşusu, hamurlu bir yiyecek olan Sirok, Baviko ve Kesme Aşı öne çıkan lezzetlerdir. Sivas İmranlı bölgesinde keven ve kekik bitkilerinin yoğunluğu nedeniyle bu yöreye has elde edilen bal da bölgede yiyebileceğiniz ve yöreden alabileceğiniz bir lezzettir. 
Büyük bir tarihi mirası bünyesinde bulunduran Sivas’ı doyasıya gezip hem tarihe ait derin bilgilere sahip olabilir, hem de tabii güzelliklerinden doyasıya istifade edebilirsiniz. Bütün mevsimlerde kendine has güzellikleri görebilmeniz mümkündür.